Juicio (Yargı) Capitulo 4 – FULL HD
Bir İstanbul gecesinin karanlığında başlayan sessizlik, bir anda siren sesleriyle delinir. “Hoş geldiniz Sayın Savcım,” diyen görevlinin sesi, soğuk duvarlarda yankılanırken dosyanın üzerinde tek bir isim yazar: İnci Ergovan. Kimliği yeni belli olmuştur. Savcı Ilgaz’ın gözleri dosyadaki fotoğrafta takılı kalır, dudaklarının kenarı titrer, çünkü karşısında gördüğü sadece bir maktul değil, birazdan karşılaşacağı Ceylin’in kardeşidir. Kader, bu iki insanın yollarını öyle bir kesiştirir ki, adaletin terazisi bir anda duyguların ağırlığıyla sarsılır. Ceylin, avukat olarak savunmak zorunda kaldığı kişinin adını duyduğunda, kalbi parçalanır: Çınar Kaya. Yani Ilgaz’ın kardeşi. Cinayet dosyası bir anda ailelerin kabusu olur. “Ne istedin lan kardeşimden?” diye bağırır Ceylin sorgu odasında. Sözleri zehir gibi dökülür. Karşısında suçsuz olduğunu iddia eden genç bir adam, Çınar, elleri titrerken “Ben öldürmedim onu,” diye haykırır. Ama deliller konuşur: kanlı hırka, pantolondaki izler, cebinden çıkan para. Tüm işaretler onu gösterir. Ceylin’in gözleri dolarken içinden bir fırtına kopar. İnci’nin küçücük gülüşü, evden çıkarken “Abla sınava giriyorum, dua et,” deyişi, bir anıdan gerçeğe dönüşen bir trajediye evrilir.
Ceylin’in dünyası o gece yıkılır. “Kardeşim o benim!” diye haykırır morgda. Elini cesedin soğuk tenine uzatır ama bir şey eksiktir; o kız İnci değildir. Yanlış teşhis edilmiştir. Bir umut kıvılcımı gibi titrer gözlerinde ama kısa sürer, çünkü kader acımasızdır. Gerçek çok geçmeden ortaya çıkar: O ceset gerçekten İnci’dir. Ceylin’in gözyaşları artık durmaz. “Daha çok küçüktü…” diye fısıldar annesi. Gülseren Hanım, dua ederken sesi titrer. “Affet Rabbim, affet.” Oysa dışarıda dünya dönmeye devam eder; savcı Ilgaz, gözlerinde öfke ve inançla, gerçeğin peşine düşer. Ceylin ise kardeşinin katilinin izini sürmeye yemin eder. Ama her ip, Ilgaz’ın kardeşine uzanmaktadır. Bu savaşta hukuk, sevgiyle çarpışır; vicdan, adaletle hesaplaşır.
Ceylin geçmişe döner, İnci’nin son mesajlarını okur: “Abla sınava giriyorum, dua et.” Mesaj basittir ama altındaki masumiyet yürek yakar. Oysa mesajı atan İnci değildir, onun adına yazan Merve’dir. İnci’nin sevgilisiyle gizli bir buluşmaya gittiği o gece, yanında beyaz bir hırka vardır; uzun, düğmeli, üzeri kanlı. Aynı hırka Çınar’ın arabasında bulunur. O andan itibaren bütün dengeler yıkılır. Sorgularda Merve’nin gözleri kaçarken, Ilgaz notlar alır, Ceylin’in elleri masaya kenetlenir. “Sen mi attın o mesajları bana?” der Ceylin’in sesi çatlayarak. Merve ağlar, “Yemin ederim bilmiyordum, sadece rica etti,” diye inler. Her cümle bir bıçak gibi saplanır. İnci’nin son saatleri, ses kayıtları, unuttuğu telefon… hepsi birleşir ve bir trajedinin resmi tamamlanır.
O evde bir zamanlar kahkaha vardı. Ceylin ve İnci tartışır, sonra barışırdı. “Kıyafetlerimi alma demedim mi?” derdi Ceylin. İnci gülümser, “Al senin olsun, hem yarın doğum günün,” diye karşılık verirdi. Şimdi o anılar mezar sessizliğinde yankılanır. Ceylin aynanın karşısında ağlamamak için kendini zor tutar. “Ağlamayacağım,” der, “O denize girersem boğulurum çünkü.” Ama gözyaşları zaten akmıştır. Kapı çalar, Ilgaz gelir. “Ceylin Hanım, bir düşmanı, kavgalı olduğu biri var mıydı?” diye sorar. Ceylin’in sesi serttir: “Sevgilisi yoktu.” Yalan mı, inanç mı, kim bilir. Her ikisinin de gözleri aynı soruyla yanar: Gerçeğe dayanabilecekler mi?
Ve sonunda kader iki insanı aynı sofraya oturtur. Birinin kardeşi öldürülmüş, diğerinin kardeşi zanlıdır. İkisinin de gözlerinde aynı acı, aynı yalnızlık. Ceylin geceleri uyuyamaz, İnci’nin kokusunu arar. Ilgaz ise delil dosyalarını karıştırırken kardeşinin masumiyetine inanmakla kanıtların gerçekliğine teslim olmak arasında sıkışır. “Beraber gidip bulduk onu,” der Ceylin yorgun bir sesle. “Siz olmasanız Merve’ye ulaşamazdık,” diye yanıt verir Ilgaz. Fakat içlerinden biri bilir: Bu dava sadece mahkemede değil, kalplerinde de sürecektir. Her cümle, her bakış bir savaş. Ve hikâye daha yeni başlamıştır. Çünkü adalet, bu kez kan bağıyla sınanacaktır.