Sırtımdaki Bıçak Bu Defa En Beklemediğim Yerden – Yargı

Sırtımdaki Bıçak Bu Defa En Beklemediğim Yerden – “Yargı”da Gerçeğin Kanlı Bedeli
Bir kez daha karanlıkla yüzleşiyoruz, bir kez daha en beklenmedik yerden gelen bıçak darbesiyle sarsılıyoruz. Yargı’nın bu bölümünde her şey, sessiz bir fırtına gibi Ceylin’in üzerine çöküyor. Bir zamanlar adaletin simgesi olan Savcı Ilgaz’ın sessizliği, artık sadece bir erdem değil, bir ihanete dönüşüyor. Ceylin, babasının katilini ararken, öğrendiği her yeni bilgi yüreğine bir taş gibi düşüyor. Duyduğu ilk cümleyle donup kalıyor: “Babanın katilini merak etmiyor musun? Gerçek katili?” Karşısındaki yüz, alaycı bir tebessümle gerçeği sunuyor. “Savcı kocan seni neden bilgilendirmedi acaba?” İşte o anda, yıllardır inşa ettiği güvenin duvarı çatlamaya başlıyor. Bir süre sadece nefes alabiliyor, sonra fısıldıyor: “Ne diyorsun ya?” Ama cevap, nefesini kesecek kadar ağır: “Çınar.” O an, dünya duruyor. Bir zamanlar birlikte kahkaha attığı, ailesinin bir parçası olarak gördüğü o genç adamın adı, babasının kanıyla aynı cümlede anılıyor. Ve asıl darbe geliyor: “Cinayeti kim örttü biliyor musun? Metin Amir.” Ceylin’in gözlerinden yaşlar süzülürken fısıldıyor: “İmkansız bu.”

Bir kadının hayatı, bir cümlenin içinde paramparça olur mu? Oluyor. Ceylin, kendini mezarlık yolunda buluyor. Onu “gerçekleri öğrenmeye” getiren eller, şimdi onu en karanlık gerçekle yüzleştiriyor. “Gir içeri,” diyorlar. “Katil orada.” Kalbi atıyor, nefesi kesiliyor. İçeri girdiğinde ise gördüğü manzara, aklını susturuyor: elleri bağlı, çaresiz Çınar. Oysa Ceylin, o an bile bir yanıyla inanmak istiyor — belki hata vardır, belki bir yanlış anlaşılmadır. Ama ardından Ilgaz geliyor. Gözleri yorgun, yüzü taş gibi. “Benim yüreğim bir yüzleşmeyi daha kaldırmayacak,” diyor. Bu cümle, aralarındaki son bağın sessiz kopuşu oluyor. Ceylin, bir yandan intikamın kıvılcımını içinde hissederken, bir yandan hâlâ sevdiği adama bakıyor. İşte o an, gerçek ile sevgi, adalet ile kan bağının savaşı başlıyor.

Eren, olayın içinde kaybolmuş halde, bir yandan düzeni sağlamaya, diğer yandan Ceylin’e gerçeği anlatmaya çalışıyor. “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir,” diyor. “Ilgaz’ın tek isteği Çınar’ın kendi ayaklarıyla teslim olmasıydı.” Ama Ceylin’in kulakları duymuyor. “Ne zamandan beri biliyorsunuz?” diye bağırıyor. “Ne zaman öğrendiniz? Dün mü? Dün mü?” Artık sabrı yok, inancı kalmamış. “Biriniz gelip bana neden söylemediniz?” diye haykırıyor. “Biriniz ya, sadece biriniz!” Oysa herkesin bahanesi hazırdır: “Teslim olacaklardı.” Fakat Ceylin için bu artık bir açıklama değil, ihanettir. “Biri katil, biri de vicdan yoksunu yalakası!” diye bağırır, sesi yankılanır duvarlarda. Bu sahne, sadece bir kadının çığlığı değil, yıkılmış bir güvenin ağıtıdır. Çünkü bu defa sırtındaki bıçak, düşmanından değil, sevdiği adamdan gelmiştir.

Bir mezarlığın sessizliğinde, Ceylin dizlerinin üzerine çöker. Önünde babasının mezarı, arkasında Ilgaz’ın ailesi… “Ben sana baba dedim,” der gözyaşları içinde. “Küçük bir kız çocuğu gibi sarıldım sana. Babam yok ama sen varsın dedim.” Şimdi o baba figürü dediği adam, Metin Amir, en büyük ihanetiyle karşısındadır. “Oğlun benden babamı aldı, sen de benim ona son kez sarılma hakkımı aldın.” Cümle titrer, sesi kırılır. “Ben sizin yüzünüzden onun soğuk yüzüne bile dokunamadım.” Bu sahne, sadece bir hesaplaşma değil, bir yüreğin ölümüdür. Ceylin’in gözleri kararır, yüzündeki merhamet yok olur. “Seni bir kez affettim,” der, sesi buz gibi. “Ama sen, içimdeki merhameti öldürdün. Aldığın her nefesi zehir edeceğim sana.” O an, artık eski Ceylin yoktur. Aşk bitmiş, adaletin yerini öfke almıştır.

Ve kamera uzaklaşırken, Cüneyt’in sesi yankılanır: “Bu filmin sonu çok hazine oldu be. Ama bu sevgi yumakları yakın zamanda kanlı bıçaklı düşman olacak.” Gerçekten de öyle. Ceylin’in gözlerindeki ışık artık intikamla yanıyor. Ilgaz’ın adalet terazisi paramparça. Aileler çökmüş, dostluklar bitmiş, güven yok olmuş. “Paramparça aşklar, yıkılan dünyalar, biten dostluklar,” diyor Cüneyt. Zavallı kızın hikayesi artık bir trajediye dönüşüyor. Babasının katilini buldu ama gerçeğin bedeli, ruhunun ölümü oldu. Artık herkesin payına biraz kan, biraz pişmanlık, biraz sessizlik düşüyor. Ama Ceylin susmayacak. “Sırtımdaki bıçak bu defa en beklemediğim yerden geldi,” der gibi bakıyor kameraya. Ve o bakış, seyircinin içine kadar işliyor. Çünkü Yargı’da herkes biraz suçlu, herkes biraz kurban — ama en çok da kalbinden vurulan Ceylin.