Yargı Özet Bölüm 1 | ‘Herkesin Savunulma Hakkı Vardır!’
YARGI – Bölüm 1: Herkesin Savunulma Hakkı Vardır!
Bir İstanbul sabahı… Sokaklar henüz tam uyanmamışken, bir çöp konteynerında bulunan valiz, şehirdeki sessizliği paramparça etti. Valizin içinden çıkan genç bir kadının cansız bedeni, sadece polis teşkilatını değil, iki farklı dünyanın insanlarını da karşı karşıya getirecekti: kanunlara inanan dürüst Savcı Ilgaz Kaya ve kuralları hiçe sayan zeki, asi Avukat Ceylin Erguvan. Her ikisi de adaletin peşindeydi ama yöntemleri, inançları ve duyguları bambaşkaydı. O sabah, Ilgaz olay yerine vardığında kalabalığı dağıttırıyor, detayları dikkatle inceliyordu. Ceylin ise adliyede, bir müvekkilinin adını geçen gizli ifadeyi görmek için kuralları çiğnemekten çekinmiyordu. Aralarındaki ilk temas tam da burada, adliye koridorlarında başladı — Ceylin’in düşürdüğünü söylediği bir bileklik bahanesiyle Ilgaz’ın odasına girmesi, ardından delil çalması ve yakalanmasıyla. Ilgaz’ın öfkesi karşısında Ceylin’in alaycı tavrı, ikili arasındaki kıvılcımı ateşledi: “Herkesin savunulma hakkı vardır,” diyordu Ceylin, “ama sen adaleti yalnızca kendi kurallarında arıyorsun.” O anda ikisi de bilmiyordu ki, birkaç saat sonra hayatları aynı dosyada kesişecekti.
Bir kadın cesedi, bir valiz ve kanlı bir kredi kartı… Tüm izler, Savcı Ilgaz’ın babası Metin’in kartına uzanıyordu. Korkunç tesadüf gibi görünen bu bağlantı, aslında kaderin ince bir oyunuydu. Kart, Metin’in küçük oğlu Çınar tarafından izinsiz alınmıştı ve şimdi genç adam, kendini ölümcül bir soruşturmanın merkezinde buluyordu. Polis Eren ve Ilgaz birlikte olayın detaylarını araştırırken, kanın kime ait olduğu belirsizdi. Ancak her şey, Çınar’ın kartı kullandığını ve o gece dışarıda olduğunu ortaya koyunca, şüpheler hızla büyüdü. Ilgaz, kardeşinin suçsuz olduğuna inanmak istese de kanıtlar aksini söylüyordu. Baba Metin ise karakolda oğlunu korumaya çalışırken profesyonelliğini yitirdi, vicdanı ve mesleği arasında ezildi. “Namusum, şerefim her şeyden önce gelir,” diyordu ama yüreği, evladının masumiyetine inanmak istiyordu. Herkesin bir sırrı, herkesin bir yalanı vardı. Ve Ceylin’in, Ilgaz’ın karşısına tekrar çıkması an meselesiydi — bu kez bir şüpheliyi savunmak için değil, bizzat onun kardeşini savunmak için.
Adliye koridorlarında gözaltına alınan Ceylin, kısa süre sonra serbest bırakıldı. Kapıdan çıkar çıkmaz karşısında Ilgaz’ı buldu. “Tipim değilsin,” dedi Ilgaz soğuk bir sesle, “ama hukuki olarak bir işimiz olacak.” Ardından beklenmedik bir cümle: “Kardeşimi savunmanı istiyorum.” Ceylin önce inanamadı. Bir savcı, üstelik bu kadar kuralcı biri, kendi kardeşini savunması için ona mı geliyordu? Ilgaz ise kararlılıkla cevap verdi: “Benim kardeşim birini öldürmez. Ama herkesin savunulma hakkı vardır.” Bu söz, iki düşmanı aynı masaya oturttu. Ceylin, dosyayı açtıkça karanlık derinleşti: kayıp bir kız, kanlı bir kart, arabada bulunan kadın hırkası… Ve o hırka, Metin’in aracından çıkmıştı. Ilgaz’ın dünyası başına yıkılıyordu. Adalet terazisi bu kez onun ailesini tartıyordu. Ceylin’in gözlerinde ise karışık bir ifade: hem acıma hem de savaşma arzusu. “Birini savunmak, onun masum olduğunu sanmak değildir,” dedi Ceylin, “ama bazen bir hayatı kurtarabilir.”
Gerçekler yavaş yavaş yüzeye çıktıkça, her karakterin maskesi düşmeye başladı. Çınar, “Ben kimseyi öldürmedim,” diye bağırırken, Ceylin onun gözlerindeki korkuyu okudu. Ilgaz ise bir savcı olarak delilleri takip etmek zorundaydı ama bir abi olarak kalbi paramparçaydı. Arabada bulunan hırka, olayın yönünü tamamen değiştirdi. “Bu dürüstlüğün kardeşimin 30 yılına mal olacak,” dedi Ilgaz, delil torbasına bakarken. Ceylin ise sessiz kaldı; içinde bir fırtına kopuyordu. Kimi savunuyordu? Gerçekten suçsuz bir genci mi, yoksa ölümün kıyısına sürüklenen bir yalancıyı mı? Babası Metin, oğlunu korumak için sessiz kalmayı seçti. Fakat sessizlik, bazen suçun en büyük ortağıydı. “Susun sadece,” dedi Ceylin onlara, “yalan söylemeyin ama susun.” Artık herkes kendi vicdanıyla baş başaydı.
Ve gecenin sonunda, Ilgaz’ın zihninde yankılanan tek bir cümle kaldı: “Diyelim suçlu. Ne yapacaksın? Ellerine teslim edecek misin?” Ceylin’in sesi, içindeki çelişkiyi daha da büyüttü. Bir yanda kanun, diğer yanda kardeşlik… bir yanda görev, diğer yanda vicdan… O sırada Ceylin’in çantasında sakladığı hırka, sessizce onların kaderini mühürlüyordu. Yargı’nın ilk bölümü, adalet ile sevgi arasındaki o ince çizgide nefes kesen bir düello ile son buldu. Kim haklıydı? Kim suçluydu? Ve en önemlisi, adalet kimin tarafındaydı? Sadece bir şey kesindi: herkesin bir sırrı vardı ve hiçbir sır sonsuza kadar gizli kalmazdı.